TEVAZU FETASI
Prof. Dr. NEVZAT TARHAN
"Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok." tespitiyle 13.asırdan seslenen dahi filozof Mevlana adeta günümüz insanını tasvir eder.
Para, güç, konfor, statü, şöhretin basamaklarını olanca hızıyla tırmanan 21. yüzyıl insanının kibir ve gurur batağına saplanmaması için tevazu" gibi bir erdeme sıkı sıkıya sarılması gerekmektedir.
Tevazu, alçakgönüllülüktür. Kibirlenmenin, büyüklenmenin, gururun zıttıdır. Mütevazı alçakgönüllü demektir.
Mütevazı insan kendisini başkaları ile eşit veya onları kendinden üstün görür ve hep haddini bilir. İnsan hem mütevazı hem de vakur olmalıdır ama kibirli olmamalıdır. Kibirli ve gururlu (mağrur) kişi, kendisini başkalarından daha büyük ve daha üstün görür.
Soyu sopu, malı mülkü, makamı mevkii, gücü kuvveti, şanı şöhreti, eşi dostu,boyu posu,ilmi irfanı, zühdü takvası ne kadar çok iyi durumda bulunursa bulunsun, bütün bunları yok sayıp kendini başkalarından üstün ve önemli görmesi tevazuun temelidir.
Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaşi Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaşi Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaşi Veli "Helal değildir." diye kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlana dergahına gider ve aynı durumu Mevlana'ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaşi Veli'ye de anlattığını ama onun kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana şöyle der:
"Biz bir karga isek Hacı Bektaşi Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir."
Adam üşenmez, kalkar, Hacı Bektaşi dergâhına gider ve Hacı Bektaşi Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaşi Veli'ye sorar.
Hacı Bektaşi Veli şöyle der:
"Bizim gönlümüz su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."
Mevlana'dan sözler:
*Baharların tesiriyle taş yeşerir mi? Toprak ol ki renk renk çiçekler bitiresin.
*Şükret, mağrur olma, ululanma; kulak ver, kendini hiç önemseme
*Bu ululuk, bil ki zehirli bir şaraptır. O şarapla aptal kişi sarhoş olur.
*Haddini bil de yukarılarda uçma. Uçma da kötülük çukuruna düşme.
*Halk, makam ve derece için aşağılıklara katlanır, bayağı hallere düşer; yücelik ümidiyle horluktan lezzet alır, hoşlanır.
YİĞİTLİK FETA’SI
Özgür KARTAL
Yiğit, kahraman, yürekli anlamlarını içeren bir kelimedir. Çoğu kez de söylenecek sözü sakınmayanların sıfatıdır, yiğit.
Ya da herhangi bir durum karşısında herkesin söylemek istediğini söyleyen için denmez mi ‘’Helal olsun, yiğitmiş!’’ diye?
Dolayısıyla yiğit olan kişi, zorluklara karşı mücadele eden kişidir diyebiliriz.
Özgür Kartal, hayatta herkesin baş edemeyeceği zorluklarla mücadelesini sürdüren genç bir yiğit. Bu zorluk “kan hastası” olması. Bu zorluğa rağmen hayat mücadelesini de göğüslediği için yiğit.
SEVGİ FETA’SI
Savaş VURALLI
“Sevgi acıyı tatlı, bakırı altın eder.
Sevgi ölüyü diri, kulu sultan eder” der Mevlana
Yine “Şefkat ve merhamette, güneş gibi ol. Günahları örtmede, gece gibi ol. Tevazuda, toprak gibi ol. Cömertlikte, akarsu gibi ol. Ya olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol!” sözleriyle yaşadığı yüzyıldan günümüz dünyasına ne kadar etkili bir biçimde ulaşmaktadır.
Sevgi emek ister, dayanışma ister, üretmek ister, cesaret ister. Çünkü insanın yaradılış özelliklerinin en yücelerini ortaya çıkarır sevgi.
Diş Hekimi Savaş Vurallı,1974 yılında Kars’ta doğdu.
Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini bitirdi.(1995)
Bir hekimin hastasına vereceği ilaçlar arasında en etkili olanı güler yüzlü ve tatlı dilidir,denir.
Savaş Vurallı, hastalarına bu anlayışla yaklaştığı, çevresinde bu özelliği ile tanındığı için Sevgi Feta’sına layık görülmüştür.
SABIR FETA’SI
Nilüfer ÇETİN
1976 yılında Bursa'da doğdu.
1994'te İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni kazandı.
1997'de İstanbul Üniversitesi'nde yayınlanan yeni bir yönerge ile kılık kıyafet yasağı başladı.
Dr Nilüfer Çetin,yasak başladığında Tıp Fakültesi 4. sınıf öğrencisiydi.
Okulda her gün ders gördükleri anfilerde istenmeyen kişi ilan edilmişlerdi bir çırpıda. Sabrettiler.
Hocalar, profesör olduklarını unutup, yıllardır başarıyla derslerine devam eden kendi öğrencilerini onur kırıcı hakaretlerle sınıftan kovuyorlardı. Sabrettiler.
Derse geldikleri halde yoklamaya “yok” olarak işleniyorlardı. Okuldan uzaklaştırıldılar. Sabrettiler.
Fakülte yönetimi tarafından süresiz olarak okuldan uzaklaştırma cezası verildi.
Macaristan’da buldukları bir Tıp fakültesinde eğitimine devam etmeye başladılar.
Sabır, engelleri aşma sanatı olarak yansımıştı hayatına Dr Nilüfer Çetin’in.
Sonunda tıp fakültesi bitti.
Bu kez YÖK’ün önlerine çıkardığı “Zorlaştırılmış Denklik” engelini aşması gerekiyordu.
Sabırla hem çocuğunu büyüttü hem sınavları verdi ve geçtiğimiz günlerde denkliğini alarak meslek hayatına atıldı.
Şimdi beyaz önlüğü ve başından hiç çıkarmadığı örtüsüyle hastalarına şifa aramaya devam ediyor.
Tıpkı 14 yıl önce tıp fakültesine girerken hayalini kurduğu gibi.
Sabredenler,engellere rağmen hayallerine ulaşırlar.
Sabretmeyi bilmek, ulaşılmış en güzel hayal değil midir?
SAYGI FETA’SI
Menderes ÇETİNKAYA
Sosyal ilişkilerin en önemli temel dinamiklerin başında saygı gelir.
Birine saygı duymak kişiye verilen değerin göstergesidir.
Bizler başka insanların bize saygı göstermesini istiyorsak bizler de başka insanlara saygılı olmalıyız
İşte bu yüzden saygı değerli bir mücevherdir. İnsanlara verdiğimiz değerin büyüklüğünü gösterir ve bizler de verdiğimiz değeri, önemi, saygıyı bize gösterilen değer, önem ve saygı ile kat kat alırız.
O, çevresi ve mesai arkadaşları için saygı kavramının dikili bir abidesi kişiliği ile çevresindeki insanlara saygınlıklarını hatırlatan pek çok güzel örneklerini sergileyen bir ressam, iradesi ise saygının pek çok inceliklerini sinesinde barındıran bir müze gibi genel kişisel özellikleriyle değerli bir insan ve çevresini değerli kılan biri.
Saygının saygınlığını zirveye dikmeye çalışan yorulmaz bir koşucu. Genel karakter özelliklerini saygıyla besleyen sessiz sedasız bir zirve.
CÖMERTLİK FETA’SI
Kenan SAKALLIOĞLU
1930 yılı Adapazarı doğumlu.
1973 yılında sanayi olarak Paksan fabrikasını kurdu. 1983 yılında aile şirketlerinden ayrıldı. Kendi girişimi olarak Samtaş’ı kurdu.
Bir kızı terör saldırısında şehit oldu. Bir kızı ve 1 torunu var.
Dünyada Allah’ın verdiklerinin emanetçisi olarak düşünen,
Helal yolda kazanç sağlayıp hayırlı yollarda kullanmayı kendine şiar edinen,
NEZAKET FETA’SI
Remzi KUŞCAN
O, çevresine tat katan nezaketiyle, yaşama sevincinin bereketli üretim menbaı
CESARET FETA’SI
Oğuz ÇETİN
Cesaret insanları doğruya, başarıya ve kahramanlığa götüren yegane itici güçtür.Yeterince cesur olmayanların başarı elde etmeleri mümkün değildir.Cesareti olmayan insan dünya da zayıf, güçsüz ve de ezik bir durumda yaşar. Onlar kendilerine güvenmeyen insanlardır. Bu nedenle cesaret tehlikeye, sıkıntılara rağmen iç korkularla mücadele ederek yaşadığının farkında olabilmektir.
O, cesur bir yürek büyüklerine nazire yaparcasına üretime davet ediyor, üretkenliğini ortaya koyarak üretimin en zor alanında; sanat-kültür konularında eserler verebilmenin uğraşısına kendini adamış yürekli bir delikanlı
Gençliğin hazine anlamı taşıdığının bilincinde “ben varım ve anlamlı bir boşluğu dolduruyorum” bilincini bayraklaştırmaya çağıran bir bayrak.
DİNLEME FETA’SI
Ali ÇAKIR
Karaman İlköğretim Okulu müdürü.
Öğrencilerin her türlü sorunlarını birebir paylaşan, onları anlama ve çözüm amaçlı dinleyen bir kişi.
Öğretmenlerinin sorununu kendi sorunu kabul eden bir kişilik.
Öğrenci ailelerinin sorunlarını okula taşıyan bunları herkesin sorunu kabul edip okulu hayatın içerisine katan bir şahsiyet.
Başkaları olmadan kendi varlığının anlamsızlığını davranışları ile anlatan biri.
ÖĞRENCİ FETA’SI
Bergüzar ARI
Bilmek, öğrenmek için tüm gayret ve çabasını seferber eden 85 yaşındaki Bergüzar ARI.
Hayatın onca yükünü çekmiş bedeninin önüne çıkardığı zorluklara aldırmadan bir kelime öğrenmenin sonsuz aşkını içinde yaşatan insan.
Kışın en soğuk günlerinde dahi Maltepe Merkez Kur’an Kursu’nun kapısını ilk önce açıp hocasını bekleyen O’dur. Harfleri okumaktaki çabası çevresinde dillere destandır.
Şimdi ise Kur’an- ı Kerim’i hatim etme yolunda…
Öğrenci olmanın, öğrenmenin tüm koşullarını yüreğinde duyarak bilgi yolculuğuna devam ediyor.
SADAKAT FETA’SI
Serkan- Yasemin GÜLER
Aşkın ve sevginin getirisi bir duygu olan sadakat bütün ikili ilişkilerin olmazsa olmazlarındandır.
Sadakat “ben sadığım” demekle olmayan muhakkak hal ve hareketlerle anlatılması gereken bir özelliktir.
Yasemin Güler, sadakat kavramını her yönüyle tanıyan biridir. Genç olması düşündürücü olmakla birlikte yitirdiğimizi düşündüğümüz değerleri taşıması tam da burada anlam kazanmaktadır. Belki kendini bu anlamda sorgulamamıştır. Ya da yaptıklarına sadakatli olma adına yapmamıştır. Dışarıdan gözlemlediğimizde bir farkındalık olduğunu anlamanız fazla zaman almayacaktır.
Her türlü insani ilişkinin yozlaşmaya başladığı ve çabuk tüketildiği günümüzde yedi sene boyunca yuva kuracağı insanı beklemesi sebep her ne olursa olsun başlı başına bir özelliktir. Görev aldığı alanlarda öğrenci ve velileri ile diyalogu derslerine girmeyi bıraksa da dahi öğrencilerine devam eden ilgisi mesleğine olan sevgi ve sadakati ile anlatılabilir.
PROJE FETA’SI
TÜBİKAM
Kültürel zenginliklerimizi yok olmaktan kurtarmak için ve onları tekrar günlük yaşantımıza sokabilmek için kültürel projelere ihtiyacımız var.
Türkiye Bilimsel ve Kültürel Araştırmalar Merkezi
Bu amaçla Tübikam tarafından gerçekleştirilmiş olağanüstü bir projenin heyecanı sarmış durumda son zamanlarda ülkemizi. Bir belgesel… Bizimle, kültürümüzle ilgili. İki yıllık bir emek sonucu ortaya çıkan, 25’er dakikadan oluşan, 13 bölümlük bir görsel şölen. Çekimler boyunca gidilen 70 bin kilometre yol. Toplamda gezilen 1147 köy.
Amaç, Anadolu’da doğum, düğün ve ölüm törenlerini en yalın haliyle belgesel olarak sunmak. Doğumla ilgili 221, düğünle ilgilenen 712, ölümle ilgili ise 214 köyden bilgi toplanmış. Maliyeti yüksek olan belgeselin sponsorluğunu Türk Metal Sendikası üstlenmiş.
Bu çalışmalarından, kültürümüze hizmetlerinden dolayı Tübikam’ı canı gönülden tebrik ediyoruz.
AYDIN FETA’SI
Yusuf AKSOY
Bizde 'Aydın' veya 'Münevver', Batıda 'Entelektüel'.
Kısaca, bizim için aydın şu olabilir: zamanının irfanına sahip olacak, ülkesinin dilini, edebiyatını, tarihini bilecek, dünyadaki belli başlı düşünce akımlarına yabancı olmayacak. Peşin hükümlere iltifat etmeyecek, olayları kendi kafasıyla inceleyip değerlendirecek. Başlıca vasıfları dürüst, uyanık ve cesur olacaktır. Yani bir bilgi hamalı değildir aydın. Hakikat uğrunda her savaşı göze alabilen bir yiğittir.
Türkiye’nin hemen hemen birçok ilini gezdi, binlerce kitap okudu. “Çok gezen mi bilir; çok okuyan mı?” terazisinin her iki kefesini iyice dolduran biri…
Doğu ile Batı kültürünü iyi bilen; Osmanlıcayı okuyup yazan; klasikleri okumuş, modern edebiyata vakıf biri…
Hızlı Okuma Uzmanı ve bu konuda Sakarya’da yüzlerce kişiye Hızlı Okuma Tekniklerini öğreten biri…
Eğitimciliği yanında sorgulayıcı ve rehber kişiliğiyle öğrencileri geleceğe hazırlayan mesleğinde daima yeniyi ve güzeli arayıp bulan; bulduğu yöntemleri işinde uygulayan biri…
ADALET FETASI
GENÇ SİVİLLER HAREKETİ
Sivil, bağımsız, özgür bir duruş sergileyerek insani sorumluluğunu ertelemeyen bir hareket,
Yaşanan sorunlara, olgulara pasif kalmayan bir hareket,
İnsanları “Herkes için Adalet”in tesis olabilmesi için çalışan bir hareket,
Bir kesime, hizbe, partiye, gruba bağlı olmaksızın aidiyetini insanda bulmaya çalışan bir hareket,
“Dur Ey Sayıştay, Bari Sen Yapma!”, ““Genç Siviller Korkuyor!” “Hayır! Benim Babaannem Gibi Olsun” "Demokrasi = Ayakların İktidarı""Dünyanın Bütün Ayakları Birleşin!" sloganlarıyla toplumsal hafızanın tercümanı olan ve tepki dili geliştiren hareket,
Sivil muhalif dilin olgunlukla, az cümle ile çok iş yapabilme gücünü gösteren ismi gibi genç, diri, canlı, üretken bir hareket,
Henüz çok eski olmamasına rağmen Türkiye’de kendine has dili, ifadesi ile insanların dikkatini çeken bir hareket,
Türk vicdanının dili onlar,
TECRÜBE FETA’SI
Cemil ŞANLI
İnsanlar hayatta kararlarını verirken tecrübelerine dayanarak hareket ederler. Bu yüzden hayat tecrübesi çok önemlidir. Yanlış bir karar vermemek için tecrübelerimizde yararlanabiliriz.
Tecrübe kazanmak için insanların hata yapması da gereklidir. Çünkü hata yapmalıyız ki yanlışlarımızı öğrenebilelim.
Fakat bundan, her zaman hata yapmamız gereklidir gibi sonuçlar çıkarmamak lazım. Önemli olan hatalarımızdan ders çıkarmamızdır. İnsanlar ancak böyle tecrübe kazanabilir.
Bu tecrübeleri de gerektiği yerde kullanmayı bilmeliyiz. Örneğin; arkadaşımıza yardım etmek için ona yol göstermek için tecrübelerimizden yararlanabiliriz.
Yalnızca kendi bilgilerimizden yararlanmakla kalmamalı başkalarının bilgilerine de yararlanmayı denemeliyiz. Çünkü herkesin birbirinden farklı bilgiler, tecrübeleri vardır.
25 yıllık Adliye hizmeti bulunan emekli mübaşir
Tecrübe ve birikimiyle 70 yıllık bürokrasi geleneğini yıkarak pratiklik ve devlet yararına iktisadi kazanç oluşturdu.
DİĞERGAMLIK FETA’SI
İHH
İNSANİ YARDIM VAKFI
Kardeşlik bilinciyle nerede olursa olsun muhtaç ve mazlum tüm insanlara ihtiyaç duydukları insani yardımı ulaştırarak onurlu bir yaşam sunmak.
Değişen dünyada değişmeyen değerlerin yaşatılmasını sağlamak.
İyiliği her zaman her yerde yaşatmak.
Savaş ve doğal afetlerin sonuçlarının giderilerek tekrar normal yaşama dönüp bireylerin ve toplumların kendi ayakları üzerinde duracakları ortama kavuşturmak.
Yardıma muhtaç duruma düşmüş toplumların kendi kişi ve kuruluşlarını güçlendirmek.
Kriz anında en az zarar için en hızlı ve etkin şekilde bölgeye ulaşmak.
Yoksulluğun giderilmesine ve sosyal adaleti sağlanmasına katkı yapmak.
Onlar hep başkalarını düşündüler, onlar için çalıştılar, onlar için koştular, onlar için uykusuz kaldılar.
“Onlar” hep “Diğerleri” oldular…
DOSTLUK FETA’SI
Tiyatro Işık Topluluğu
Hızla insanın yalnızlaştığı bir dünyanın kadim ve beka unsuru . İnsanların birbirleri için sorumluluk alma,koruyucu ve kolaylayıcı olma özelliklerini tezahür kaynağı. İnsanların birbiriyle hem hal alma iradesi geliştirmelerinin adı.Yaşamın yegane tutanağı,sevginin meyveye durduğu an. Kendisiyle dünyanın anlamlı görülmesi hafifliğini yaşama bilinci.
Onlar dost olmak için çırpınan dostluklarını göstermenin yollarını arayan ve bulan bunu başarıyla sürdüren ekip olarak karşımıza çıktılar.Devasa sorunlara ışık olacağız dediler.Olumsuzlukları ortadan kaldırmaya güçleri yetmese de iyi olma dostluklarını belli etmek için cefaya dahi katlanabileceklerini ispatlayan geleceğe ümit aşılayan gençlerimiz.
FEDAKARLIK FETA’SI
Nuray Rümeysa BÜYÜK
Bitmez tükenmez enerjisiyle fedâkârane çalışmaların sahibi,
İzi görünmeyen topluma hizmetin abide şahsiyeti
KAHRAMANLIK FETA’SI
Ahmet El-KATİP-FİLİSTİN
Filistin Modern çağın yağmalanmış, yeryüzünde silinmeye çalışılan kimliği ile önümüzde …
Gözümüzün içine bakıyor…
O’nu terk etmemek, arkamızı dönmemek, unutmamak için
Ve onlar
Her ferdi ile varoluş destanlarına yeni bir sayfa eklemeye çalışıyorlar.
Maddi hiçbir değerin bir anlam ifade etmediği,
Dünyaya düzen vermeye çalışanlara inat,
Ortadoğu’nun ve bizim geleceğimiz için
Var oluş değerlerine adanan hayatlar.
Ve çocuklar,
Filistin’in umutları, gücü ve haklılığının değişmez ifadesi,
Filistin denildiği zaman,
Akla
Kahramanlıktan başka ne kalır.
Ne söylenir.
Her Filistinli gerçek bir kahramandır.
ZANAAT FETA’SI
Ahmet HASTAOĞLU
Urfa Yöresinde meşhur yemenici ustaları tarafından elle yapılır. Yüzü kırmızı ve annebi renkli olup altı köseledir. Topuksuz olup ağzı geniştir kırmızıdan başka siyah, kahverengi ve beyaz renkleri varsa da kırmızı renkli olanı tercih edilir. Yemeni altı camış, yüzü sığır, iç astarı da keçi veya koyun derisinden yapılıyor Yörede Yemeni yapan halen 1 ustadan başka hiç ustasının bulunmadığı bu ata sanatı neredeyse unutulmak üzere!.
Ahmet ustanın babası göncü imiş. 5 yaşında babasının yanında sanata başlayan Ahmet Usta daha sonra yemeniciliğe yönelmiş. Tam 74 yıldır bu sanatın erbabı dile kolay 74 yıl bir ömür. Onun yemeni ustası oğlu amcasının oğlu. Yemeni zanaatı sabır gerektiren bir iş. İp, çeşitli boylarda iğneler ve bis denilen iğne için yol açan bir aletle bu sanat icra ediliyor. Besmele ve dua ile dükkanı açma geleneği halen gözünde tütüyor dilinden düşmüyor. Sabah namazından sonra açılan dükkan. Yıllar önce iki yüz dükkân olarak hizmet veren bu sanatı koca memlekette sadece Ahmet Usta yürütüyor.
HİZMET FETA2SI
Füsun ÖNEN
ONKO-DAY YÖNETİM KURULU BAŞKANI
1958 yılında Bursa’da doğdu. 1976 yılında Bursa kız lisesini bitirdi. Aynı yıl Şekerbank Bursa Şubesinde göreve başladı. Evli ve bir çocuk annesi.
1996 yılında emekli olduktan sonra 1999 yılında meme kanserine yakalandı. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde ameliyat ve tedavi oldu. Tedavim sırasında doktorumun teşvi-ki ile Onko-Day ile tanıştım ve aktif olarak çalışmaya başladı.
2001 yılında kemik metastazı nedeni ile tekrar ameliyat oldu ve yeniden tedavi olmaya başladım. İki yıl boyunca her hafta kemoterapi aldı. Bu süre zarfında dernek çalışmalarıma hiç ara vermedim. Hastalığımı bir yaşam deneyimi olarak kabul etti ve tanıştığı her yeni hastayla paylaştı.
2002 yılında Onko-Day Yönetim Kurulu Başkanı oldu. 2004 yılında Bursa Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti sosyal yaşama katkı ödülüne layık görüldü.
Sevginin, Bilginin, Emeğin ve Dayanışmanın yer aldığı Onko-Day çatısı altında; tüm çalışma arkadaşlarıyla birlikte Kanser konusunda toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmaları, bilimsel toplantılara katkı, diğer şehirlerde kardeş dernekler kurulması, hastalar arası sosyal dayanışmayı sağlama,
Onko-Day gündem dergisi ve broşürler yayınlama, öğrenci bursları, tedavi olan hastalarımızı bilgilendiren rehber kaset dağıtımı ve hastalarımızın tedavileri sırasındaki sıkıntısını azaltabilmek için psikolojik destek programları, uğraş terapileri için atölye çalışmaları hazırlayarak
Hasta ve hasta yakınlarımıza destek olmaya çalışıyor.
BİLİM FETA’SI
Yusuf BARAN
11 Aralık 1977’de Batman’da doğdu. 1998’te Dicle Üniversitesi, Biyoloji Bölümü’nden lisans derecesini aldı. Yüksek lisans derecesini 2002, doktora derecesini ise 2006 yıllarında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Biyolojik Bilimler Bölümü’nden aldı.
Doktora çalışmaları esnasında NATO’dan aldığı burs ödülü ile Amerika Birleşik Devletleri, Medical University of South Carolina, Holling Kanser Merkezi, Biyokimya ve Moleküler Biyoloji bölümünde 2005-2006 yılları arasında misafir araştırmacı olarak çalıştı. Yüksek lisans ve doktora çalışmaları esnasında kanserde ilaç dirençlilik mekanizmaları, hücre içi sinyal ileti yolakları, hücre ölüm mekanizmaları, hücresel ölümler ve ilaç dirençliliği konuları üzerine yoğunlaştı. Doktora çalışmaları Türkiye’de Tübitak ve ODTÜ, ABD’de ise Ulusal Sağlık Enstitüsü, ABD Savunma Bakanlığı ve Ulusal Bilim Vakfı tarafından desteklendi.
Yrd. Doç. Dr. Yusuf BARAN’ın uluslararası atıf endeksleri kapsamında 10 makalesi ve 14’ü uluslarası ve 16’si ulusal kongrelerde sunulmak üzere 30 adet bildirisi bulunmaktadır.
Yrd. Doç. Dr. Yusuf BARAN doktora tezi ile “2006, Yılın Tezi”, bilimsel çalışmaları ile Türk Hematoloji Derneği’nce “2006, Novartis Onkoloji Endüstri Birincilik”, “2006, Genç Katılımcı” ve “2007, Genç Katılımcı” ödülleri ve Avrupa Hematoloji Derneği’nce 2006 yılında “Seyahat Ödülü”ne layık görülmüştür.
Yrd. Doç. Dr. Yusuf BARAN Haziran 2007 tarihinden beri İzmir İleri teknoloji Enstitüsü, Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nde akademik faaliyetlerini yürütmektedir.
İLETİŞİM FETA’SI
Ekrem ATAER
İstanbul doğumlu. İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’nda 1 yıl Şan 4 yıl Temel Bilimler ve 2 yıl Yüksek Lisans yaptı. Avusturya Viyana Müzik Akademisi’nde 3 ay süre ile Kompozisyon Eğitimi üzerine kurlara katıldı.İstanbul Üniversitesi Devlet
Konservatuarı’nda 5 yıl Sanatçı Öğretim Üyesi olarak görev aldı. Sanatçının bugüne kadar 7 albüm çalışması bulunmakta.
Radyo ve Televizyon programcılığı ile de tanınan Ataer bu güne kadar; Kanal 6 Televizyonu, Radyo Barış, Cem Radyo, Radyo Cumhuriyet, Kent Radyo gibi yayın kuruluşlarında program yapımcısı ve sunucusu olarak görev yaptı.
Halen 4 yıldır TRT’de “Türkü Şöleni” adlı programı, sunuyor.
Sanatçının ayrıca; 4 bölümlü Hacıbektaş Oratoryosu, 6 senfonik türkü, 2 film müziği,5 belgesel film müziği ve bir tiyatro müziği bulunmakta. Ekrem ATAER’in günlük gazete ve dergilerde yayımlanmış, müzikoloji ve genel kültür yaşamı üzerine pek çok makale ve denemesi bulunmaktadır.
İletişim çağında “iletişimsizlik” yaşarken,
Tüm samimiyetiyle, doğallığıyla, sevgisiyle, yeni nesillere bilgi ve tecrübe aktarımıyla iletişim içinde olmanın en güzel örneklerini veriyor.
KADİRŞİNASLIK FETA’SI
Cavide KARAMAN
İnsanların alabildiğine bencilleştiği günümüzde, hızla aşınan değerlerin başında kadirşinaslık gelir. Gördüğümüz iyilikleri unutma, tattığımız nimetlerin nankörü olma; bir tür hastalık gibi ruhumuzu kaplamıştır. Kadir, kıymet bilmemek gelir geçer özellikler haline dönüşerek yaşadığımız kirliliğin artması sağlanmıştır. Yapılan iyilikler hızlı bir şekilde unutulurken, karşılaşılan kötülükler kan davası halini almaktadır. Şurası unutulmamalıdır ki, karşılaşılan iyiliklerin unutulması insanlığın unutulmasıdır.
O kendi aile fertlerine yönelik atılan adımları bencillikle değerlendirmek yerine o adım sahiplerine minnet duyan bir iradenin sahibi olarak kendi üretim gücünü kullanarak çevresine faydalı olmaya çalışan güzel bir karakter. Sessiz sedasız bir şekilde iyilik ve hayır dalgasını genişletmeye çalışan çevresinin her konuda kendisine yöneldiği kadirşinas bir abide.
TEBESSÜM FETA’SI
Ayşe AYDIN
İkili ilişkilerde bizi tanımlayan en güzel izler öncellikle yüzümüzde belirir. Bu davranış Tebessümle bakmak olarak ortaya koyar. Çatık kaş ve gerilmiş yüz hatlarının kişiye ve çevreye katacağı bir artık değer yoktur. Ancak tebessüm hem kişide güzel bir başlangıca yol açar hem de çevresine güven ve moral aşılar. Tebessüm genellikle gayri ciddilik olarak algılanır ve disiplini bozucu olarak da görülebilir ancak bu yaklaşım ciddilik ve disiplini otorite üzerine kurmaya endeksli bir yazışmadır. Tebessüm çalışmadan, üretimden hayatın her anında ve alanında ciddi sonuçlar almak isteyenlerin en önemli karakter özellilerinin başında yer alır. Çünkü tebessüm kendinden emin olma ve güven verme duygularını barındırır
O, çevresindeki dostları ve arkadaşları için karakterleri yarıp geçer bir ışık hüzmesi.
Çevresine suhunet, samimiyet, güven aşılayan, karamsar ruhları dingilleştiren bir tatlı tebessümü güzel mimarların önde gidenlerin temsilcilerinden biri. Öyleki mümbit temsilci. Tıpkı toprak gibi.
O gücümü topraktan alıyorum diyor. ‘Hayatınız aslında toprağın tebessüm etmesi değil midir “diyor.
Açan güller çiçekler meyveye duran ağaçlar, bizlere hep tebessüm fısıldıyor. Bu haliyle bilinciyle dopdolu tebessümü varlığın ortak iletişimini ilan eden çalışmalara katkı sunan bir güzel insan.
AZİM FETA’SI
Cavit TOKPINAR
Yeterki iste
Azim, ulaşmak istediğin bir noktayı önce belirlemek ve sonra ona ulaşmak için çalışmaktır. Soyut ve somut olan herşeyde geçerlidir bu .
Örneklemek gerekirse bunu; ÖSS ‘de 120 dk hayatını değiştirecektir ve sadece geçireceğin bu 120 dk süre zarfı için yıllarca çalışırız. Ardından 4 sene öğrenim süreci ve ancak insan meseğini icra edebilmekte. Lise sondan – meslek yapma aşamasına kadar geçen koskaca 5 yıllık bir emek.
İstendi, azmedildi ve elde edildi.
İşte azmin getirisi.
1960 yılı Sakarya doğumlu olup iş hayatına 1986 yılında postanede işçi olarak göreve başlamıştır ( ilkokul mezunu idi ) 5 yıl sonrasında işçi temsilcisi oldu ve aşama aşama ilerleme sonucunda şu anda 12 yıldan beri Türk Telekom Haber-İş Sendika Başkanı olarak görev yapmaktadır.
İlkokul mezunuydu açıköğretimden ortaöğrenim, lise ve şu anda yüksek öğrenimini yapmaktadır.
MENSUBİYET FETA’SI
Hakan ŞÜKÜR
Toplum içinde çevremize yansır ve çevremizi etkiler. Bizler sadece kişi olarak kendimizi temsil etmeyiz. Sosyal bir varlık olduğumuzdan dolayı çeşitli sosyal statülerin de sahibiyiz. bu statüler, bu bağıyla ortaya çıkan aile olduğu gibi , çeşitli mesleklerde görev alma , birbirinden farklı kimliklere sahip oylama ve aidiyet hissi taşıma gibi kendini gösterir . bu haliyle bizler birey olarak kendimizi kendi elimize kayıt altına almış oluruz. Başta mensubu olduğumuz toplum ve onun en alt hücreleri olmak üzere bize pek çok ödev ve sorumluluk yükler. Kuşkusuz sorumluluklarımız farkında olanlar en güzel şekilde bir temsiliyet oluştururlar.
İnsan bedenine değer verme iradesine bir yansıması olan sporcu kişiliği spor etrafında oluşturulman girdaplar ve delillerle yok edildiği değersizliğin diz boyu egemen olduğu bin ortamda nezakete centilmenliği, ekip ruhuna önem veren kişiliği ve mütevazi karakteri ile mensubu olduğu grubun temsil etme de bir adım önde özelliğinin sahibi güzel bir karakter
İRFAN FETA’SI
Sezai KÜÇÜK
Sezai KÜÇÜK, 1967 yılında Kayseri-Yeşilhisar’da doğdu. İlk ve Orta öğrenimini Yeşilhisar’da, Yüksek öğrenimini Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladı. 1990-1993 yılları arasında Üsküdar İmam_hatip Lisesinde öğretmenlik yaptı. 1993 yılında Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde göreve başladı. 1993 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tasavvuf Bilim Dalı’nda Hace Abdullah Ensari ve Kitâbü’l-Fütüvve’si konulu tez ile Yüksek Lisans yaptı. Aynı bölümden 2000 yılında XIX. Asırda Mevlevilik ve Mevleviler konulu Doktora tezi ile mezun oldu. Halen Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı’nda Yrd. Doç. Dr. olarak görev yapmaktadır. Mevlana, Mevlevilik ve Mevlevihaneler üzerine kitap ve makale çalışmaları bulunan Küçük, evli ve üç çocuk babasıdır. İngilizce ve Arapça bilir.
O, Mesnevi’den ilham alan genel karakter özellikleriyle çağa feraset bahşetmeye çalışan hassas bir ruh…
BARIŞ FETA’SI
AbdurrahmanDİLİPAK
Şanar YURDATAPAN
Özgürlüğün mutluluk doğurduğu ortam esenlik,eminlik,rüzgarlarının her tarafta verimli yağışlara dönüştüğü bereket pınarının adı. İnsanın insanlığını bulduğu ve doya doya yaşadığı hal.
İnsanın kendisini bulması gereken barış hali ve yazık ki modern dönemde İnsandan en mat bir konumda bulunmaktadır ve bu haliyle mesafe kat be ket artmaktadır. Barış bir bakıma insanın kendisine dönüşüyle egemenliğini tesis edecektir. Çünkü kendisiyle barışıklık hali onu barış ortamlarında yaşamaya taşıyacaktır.
Onlar birbirlerinden farklı düşüncelere sahip olmakla birlikte,barış rüzgarlarını kendi gök kubbelerinde estiren iki süvari.Farklılığın kavga sebebi değil gelişme ve zenginlik sebebi olduğunu ispatlayan aydınlarımız.Onlar umut katillerine inatla yürüyüşüne devam eden barışın,umudun güzel insanlarımız.
EMANET FETA’SI
Ömer MADRA
O, en büyük emanet olan dünyamızın yaşayan gezegen özelliğini devam ettirmedeki hassasiyeti ve meydana getirdiği duyarlılıkla öncü bir isim…
ŞEFKAT FETA’SI
Murtaza YETİŞ
Turuncu Kart Ve Şifa Hatun Evde Bakım Merkezi
Adıyaman 82. Yıl Devlet Hastanesi’nde Başhekim olduğu dönemde “Turuncu Kart” uygulaması başlatarak, sıra beklemesinde sakınca görülen yaşlı ve özürlü vatandaşlarımızın kolayca muayene olmalarının yolunu açtı.
Hastaneye rahatlıkla gelemeyen kronik hastalığı olanlar veya yatağa bağlı bir halde yaşamını sürdüren “yatalak” hastalara yönelik de “Şifa Hatun Evde Bakım Merkezi”ni hayata geçirdi.
Turuncu Kart’ı alan hasta yine anında tedavideki ayrıcalığı da yaşayarak, sıra beklemeden hem muayene olabiliyor, hem de gerek görüldüğünde tahlil, tetkik ve görüntüleme imkânlarından da aynı kolaylıkla faydalanabiliyor.
Şifa Hatun Evde Bakım Merkezi’nden faydalanmak isteyen hastalar da dilerse hastaneye ait 444 82 02 numaralı telefonu arayıp, görevlilerimizin kendisine ulaşmasını isteyebiliyor.
Dilerse hastaneye kendisi veya bir yakını gelerek Şifa Hatun Evde Bakım Merkezi görevlilerince basit matbu formdaki bilgiler doldurularak hasta evde ziyaret ediliyor, muayene ve tedavisi yapılıyor, ilaçları yazılıyor.
Görüntüleme ve çeşitli tahliller gerektiğinde hasta, hastanemize ait araçla hastaneye getirilip, işlemleri bittiğinde de evine bırakılıyor.
Ülke çapında da dikkate değer bulunan her iki uygulama örnek alınarak yurdun değişik yerlerinde uygulanmaya konuldu, sağlığın toplumun tüm kesimine dağıtıldığı fikri yerleştirildi.
Şefkat elini, mağdur ve zor
durumda kalan
vatandaşlarımıza uzatan
ve yüreklerini fetheden
şefkat elçisi.
EĞİTİM FETA’SI
Yusuf AÇIKYÖRÜK
O, öğretmenlik ve idarecilik görevini sürdürürken insiyatif alarak şevk, neşe, sevinç oluşturacak eğitim ortamları hazırlama gayretlerinin çelikten azmi…
VEFA FETA’SI
Ali Murat GÜVEN
Güven, hala devam ettiği değerlere sahip çıkan gazetecilik anlayışıyla halen sürdürdüğü anlamlı çabalarını 2007 yılında gerçekleştirdiği takdire şayan bir organizasyonla taçlandırdı.
Çağrı ve Ömer Muhtar filmleriyle beyaz perdenin İslami destanlarını yazan ünlü yönetmen Mustafa Akkad için, "Akkad "a vefa" gecesi ismiyle merhum yönetmenin şanına yakışır bir etkinlik organize eden Güven, çok önemli bir vefa örneği sergileyerek Vefa Fetası’na layık görüldü.
Suriyeli Müslüman yönetmen Mustafa Akkad, 9 Kasım 2005 tarihinde Ürdün"ün başkenti Amman "da uğradığı bombalı bir saldırı sonucunda hayatını kaybetmişti.
"Akkad "a vefa" gecesi, Ali Murat Güven’in önderliğinde sinema yazarları, kısa film yönetmenleri ve sinemaseverlerden oluşan bir grubun ortak çabalarıyla düzenlenen ve kısıtlı imkanlarla düzenlendi.
Akkad için düzenlenen bu toplantı, -Akkad "ın filmlerini son 30 yıldır döndüre döndüre gösteren- İslâm ülkelerinde bir "ilk" oldu.
Güven, Akkad’a vefa gecesi ile duygularını biz gazeteye verdiği mülakatında şöyle ifade etmişti:
“İnancımızda son derece özel bir anlamı olan "vefa" sözcüğünü nicedir unuttular. Oysa, vefa olmayan bir yerde sağlıklı bir inanç da olmaz. "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" sözünü kendimize yeniden kılavuz edinip, bizleri biçimlendiren bütün özel insanları sevgiyle, rahmetle ve saygıyla anmayı bileceğiz. İnanmış insanlar olarak hepimiz, yeni-liberalist dalganın topluma hoyratça pompaladığı bu hastalıklı bakış açısından tez zamanda kurtulup, vefa sözcüğünün aslî anlamını yeniden hatırlamak, çevremizdekilere sık sık hatırlatmak ve insanı insan yapan bu ulvi değeri ulusal kültürümüz içinde en üst düzeyde yaşatmakla yükümlüyüz. “
GİRİŞİMCİLİK FETA’SI
Turgay ŞENEN
Yaşanılan zamana ve mekâna iz bırakabilme becerisidir. Bir kişiye çekilip, yapılması gerekenleri başkalarından beklemek yerine inisiyatif ulmunın diğer adıdır. Durumdan vazife çıkarma refleksi ile donanımlı, benim olmadığım yerde kimse yoktur anlayışının sahiplerinin adıdır, girişimci. Girişimci nötr değildir. Bu dünya iyi ve güzel olarak ne yapabilirim sorusuyla uyumanın ve bu sorunun rüyalarını görebilmenin, uyanınca sevinçle rüyasını gerçekleştirme iradesi gösterebilmenin adıdır girişimcilik.
O bir tıp doktoru. Görevli bir memur. Memur alışkanlıkları olmayan bir karakter dinamik ve sevecen.
Mesleki ehliyetini daha üst düzeyde topluma hizmet sunabilme amacına kilitlemiş değerli bir değer. Bulunduğu ortamın ihtiyacını ustalıklı sir şekilde tespit eden duyarlılık.
Bu duyarlılığın ruh inceliği ile dantela gibi ören, toplumsal faydaya odaklı ince bir ruh.