Anasayfa       Fotoğraf Galerisi     Favorilere Ekle       Giriş Sayfası Yap       

 

 

 Menü
       Feta Nedir ?
       Feta Ödül Dalları
       Feta Günü ve Ödülleri
       Basın Açıklaması
       2006 Feta Ödülleri
       2007 Feta Ödülleri
       Basında Feta
       Bir Medeniyet Projesi Olarak Feta
       2008 Feta Ödülleri
   Duyurular  

  5. FETA ÖDÜLLERİ 

 

 

Program:

            Açılış Konuşması

Abdurrahman ARSLAN (Edep ve Adalet)

            Feta Ödülleri Töreni

 

07 Haziran 2009 Pazar 14.00-17.00

Adapazarı Kültür Merkezi (AKM)

05.06.2009 14:45:36
REKLAM ALANI
   Özlü Sözler  

   Köşe Yazıları  

ihsan ünlü

ihsan ünlü ¬
GELİN CANLAR CEM OLALIM!

rüstem budak

rüstem budak ¬
GÜN, FETA GÜNÜDÜR DOSTLAR
 
 Son 5 Yazı
Emek- Üretim- Tüketim ve Edep Konferansı
Emek- Üretim- Tüketim ve Edep Konferansı


Gönülleri fethederek alan el değil veren el olarak, sürekli fetih şuuru ile bu dünyayı cennete çeviren yolları keşfetmenin önemine değindi.
'Akkad'ı Anma Gecesi' vesilesiyle gelen vefâ ödülü
'Akkad'ı Anma Gecesi' vesilesiyle gelen vefâ ödülü


ikinci güzel haber üyelerinin tamamını eğitimcilerin oluşturduğu Sakarya merkezli bir sivil toplum örgütünden, “Uluslararası Feta Girişimi”nden geldi.
Bizi sevenleri biz de çok seviyoruz...
Bizi sevenleri biz de çok seviyoruz...


İkinci güzel haber de kısa bir süre önce, üyelerinin tamamını eğitimcilerin oluşturduğu Sakarya merkezli bir sivil toplum örgütünden, “Uluslararası Feta Girişimi”nden geldi.
O Çağın Fatihi
O Çağın Fatihi


Bir Fatih Onbin Şirin Bir Ferhat Bekliyor O çağın fatihi, büyük düşlerin adamı…
  FETA MEDENİYETİ   11/7/2008 4:44:16 PM
   

 

 

 

 

FETA MEDENİYETİ

İhsan ÜNLÜ

 

Bir medeniyet düşünün; orada veren el, alan elden üstündür; kendisi için istediğini başkası için istemeyen nâmerttir; komşusu açken tok yatmak zulümdür; insanlığa hizmet en büyük ibadet ve fazilettir; yiğitlik rakibin sırtını yere getirmek değil, nefsine hakim olabilmektir.

 

Kökleri mazide, gövdesi hâlde, dalları-budakları istikbalde olan kadim bir medeniyetin adıdır Feta. Anadolu’yu devletleştiren, devleti medenileştiren ve sosyal-hukuk devleti haline getiren ‘feta’ anlayışının, günümüzün gittikçe dünyevileşen ve yalnızlaşan insanına da büyük açılımlar getireceği muhakkaktır. Her türlü erdem ve fazilet ahvâlini içerisinde deruhte eden bu kavramın aynı zamanda Kur’anî bir kavram olduğunu görüyoruz.

 

Kur’an’da türevleriyle birlikte onyedi yerde geçen ‘fütüvvet’ sözcüğü Enbiya suresinde Hz. İbrahim için bir sıfat olarak kullanılmıştır.(Enbiya/60) Hz. İbrahim, zamanının müşriklerine başkaldırarak ‘Tevhidî’ inancı haykırdığı için bir anlamda yiğitliğin de sembolü olmuştur. Aynı zamanda çok cömert ve eli açık bir peygamber olmasından ötürü, yüzyıllar boyunca gelen insanlığa örnek ve önder bir peygamber olarak anılagelmiştir. Halen Anadolu’da kullanılan ‘Halil İbrahim sofrası’ tabiri bu yaklaşımın izlerini taşır. Yine aynı şekilde, zamanın müşrik düzenine karşı çıkarak mağaraya sığınan Ashab-ı Kehf de bu isimle anılırlar. Hz. Yusuf ise şartlar uygun olmasına rağmen nefsine hakim olarak Allah’ın emrine tabi olduğu için ‘feta’ adıyla anılmıştır. (Yusuf/30)

 

‘Fütüvvet’, cahiliye döneminde mecazi anlamda “kahramanlık”, feta da “kahraman” anlamında kullanılmıştır. Sözcükler, İslamiyet döneminde de bu anlamlarını korumuşlardır. Birçok Arap şiirinde abartılı olarak “Feta’l-fityan” biçiminde kullanıldığı da olmuştur.( Baki Öz, Bir Alevilik Yolu Ahilik )

 

Tasavvuf erbabınca fütüvvet; kimseye düşman olmamak, nefsinden vazgeçmek, adil ve insaflı hareket etmek ve ayırdetmeyi terk etmektir. Fütüvvet, sufi/tasavvuf hareketiyken Abbasi halifesi Nasır’la saray fütüvvetçiliğine, Ahilik’le de Anadolu’da halk fütüvvetçiliğine döner. Sözcük, her ne kadar Arapça olsa da kurum tümüyle bir Arap örgütü değildir. Kardeş anlamına gelen ‘ahi’ kelimesinden türetilen Ahilik teşkilatının kurulmasında fütüvvet birikiminden yaralanılmıştır. “Yalnız Ahilik; Asya’dan gelen Türk göçleriyle birlikte Anadolu’ya taşınan ve XII. Yüzyıldan itibaren Anadolu’da Türkler tarafından iş ve üretici kesimlerin oluşturdukları ekonomik, toplumsal ve ve dinsel-mezhepsel bir kurumdur. Türklere özgüdür..” (a.g.e)

 

Başlangıçta esnaf localarının teşkilatlanması şeklinde ortaya çıkan Ahilik zamanla toplumun tüm katmanlarını kucaklayan bir hayırhah kurumu haline dönüşmüştür. Teşkilatın üyeleri sefer sırasında kelle koltukta nefer olurken, hazar zamanı eğitim ve terbiye kanallarını açık tutmaya gayret etmişlerdir. İbn-i Batuta Seyahatnamesinde Ahiliği şöyle anlatır: “Ahiler Anadolu’ya yerleşmiş bulunan Türkmenlerin yaşadıkları her ilde, her kentte ve her köyde bulunmaktadırlar. Memleketlerine gelen yabancılara yakın ilgi gösterirler, yiyeceklerini, içeceklerini sağlarlar, diğer gereksinimlerini karşılamakta özen gösterirler. Öte yandan bulundukları yerlerdeki zorbaları yola getirir, her hangi bir nedenle bunlura katılan kötüleri ortadan kaldırırlar. İşte bu gibi hususlarda bunların dünyada eşi-benzeri yoktur.”

        

Fütüvvet, asıl tarifini Hz. Ali’den alır. Feta (genç) şeklinde isimlendirilen ilk kişi, Hz. Ali’dir. Hz. Ali, İslâm’ı Arap yarımadasının dışına kadar götüren bir îman cengâveridir. Bu yönüyle, Allah uğrunda savaşan Yeniçeri’ye, bütün Gazî’lere ve Alp’lere örnek olmuştur. Uhud harbinde gösterdiği kahramanlıklardan dolayı, Hz. Peygamber, “Ali gibi genç, Zülfikar gibi kılıç yoktur.”demiştir. Hz. Ali’nin tarifiyle fütüvvet; güçlü olduğu yerde affetmek, öfke anında yumuşaklıkla muamelede bulunmak, düşmanları hakkında bile hayırhahlıktan geri kalmamak, ihtiyaç içinde kıvrandığı durumlarda bile isar ruhuyla hareket edip, başkalarını düşünmektir. Haydar-ı Kerrar, hayatı boyunca hep, fütüvvet şuurunun örneklerini göstermiştir. İbn Mülcem hakkındaki muamelesi, muharebede yere yıktığı düşmanını affetmesi, sahabeden kendisiyle harbetmiş bir hasmının öldürülmesi karşısında duyduğu teessür, elindekini başkalarına vermesinden dolayı kış günü yazlık elbise içinde tir tir titremesi, fütüvveti tarif etmemize imkan veren yiğitlik örnekleridir. Allah’ın arslanı, Allah için yaşamış ve yine Allah için şehid olmuştur. “Bu yüzden fütüvvet şeceresinin kökü, ‘Allah’tan başka ilah yoktur’ kelimesindeki kuvvetttir. Fütüvvet, tevhid kelimesinden kaynağını almaktadır.” (O. Eğri, Bektaşilikte Tasavvufi Eğitim)

        

Daha sonraları kaleme alınacak fütüvvetnamelere de ilham kaynağı olacak olan Kitabu’l Fevaid adlı eserinde Hacı Bektaş Veli, konuyla ilgili ipuçlarını verir: “Kendi ayıbını görür ol! Kendi nefsinin emrinden kaçın! Kendini kendi halinden gafil tutma!  Düşman hakir olsa da hor tutma! İsar etmek dostluktur. İncinsen de incitme. İyiliğe karşı kötülük hayvanlıktır. Fenalığa karşı iyilik insanlıktır. Fenalığa karşı fenalık köpekliktir. İyi tabiatlı olmak selamettir.”

 

         Ahiliğin kurucusu Ahi Evren, ömrünün sonlarına doğru Hacı Bektaş Veli’ye intisap etmiş, gönül dostlarını da Ona havale etmiştir. Onun tekkesinde fütüvvet/yiğitlik anlayışı işlenmiş, dergahında yetişen nice gazi ve erenler Onun duasıyla fetihlerden fetihlere koşmuşlar ve Osmanlı Devletinin kuruluşuna önayak olmuşlardır. Bu duruma kayıtsız kalmayan Paşalar ve Padişahlar, kendilerini resmen tanımışlar ve hayır dualarını almışlardır. Dahası Osmanlı Devletinin ilk düzenli ordusu olan Yeniçeri Ocağı Hacı Bektaş Velinin dua ve gülbanklarıyla kurulmuş, Bektaşilik resmi tarikat olarak kabul edilmiştir.

 

         Yeniçerilerin harp meydanlarına giderken okudukları gülbank, Bektaşi gülbankidir ve şöyledir: “Allah! Allah! İllallah. Baş üryan, sine püryan, kılıç alkan. Bu meydanda nice başlar kesilir, olmaz hiç duyan. Eyvallah! Eyvallah! Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan. Kulluğumuz Padişaha ayan. Üçler, yediler, kırklar! Gülbank-i Muhammedi, Nur-u Nebi, Kerem-i Ali, pirimiz sultanımız Hacı Bektaş Veli demine devranına hu diyelim hu eyvallah!”

 

          Toplumu bir ağ gibi baştan sona hayırhahlıkla kuşatan bu teşkilatın temel ilkelerinden bazıları şunlardı:

İnsanlar arasında din, dil, ırk, renk, mezhep farkı gözetmemek.

İyi huylu, güzel ahlaklı ve herkes için sevgi dolu olmak.

Kini, hasedi, düşmanlığı ve dedikoduyu hayatından çıkarmak.

Ahde vefalı ve gözü, gönlü tok olmak.

Büyüklere saygı ve küçüklere sevgide kusur etmemek.

Tatlı dilli, güler yüzlü ve alçak gönüllü olmak.

Herkese iyilik edip yapılan iyiliği asla başa kakmamak.

Daima iyi komşu olmak, cahil komşuların eziyetine katlanmak.

Allah için sevmek, Allah için kızmak.

Açıkta ve gizlide Allah’ın emir ve yasaklarına uymak;özü sözü bir olmak.

Bela ve kötülüklere sabredip, kötülük ve kendini bilmezliğe iyilikle karşılık vermek.

Düşmana, düşmanın silahıyla karşılık vermek.

İnanç ve ibadetlerinde samimi olmak, fâni şeylerle övünmemek.

Âlimlerle dost olup onlara danışmak ve sır saklamak.

Her zaman ve her yerde Allah’a güvenmek; doğru örf, âdet ve törelere uymak.

Aza kanaat, çoğa ise şükredip dağıtmak.

Feragat ve fedakârlığı daima kendi nefsinden yapmak.

 

 İslam’ın fihristesi konumunda olan bu güzel prensipleri bugün hayata geçirmek adına çok ciddi çalışmalara ihtiyaç olduğu ortadadır. Bu anlamda atılacak her adımın, yapılacak her çalışmanın; materyalist ve egoist buhranın girdabında boğulan insanlığın önünü açması adına çok büyük değeri ve önemi haizdir.

 

Mecelle’de bir kaide vardır: ‘Bir şeyin tamamı elde edilemiyorsa bile parçasından vazgeçilmez.’ Evet, belki hülyasına daldığımız o güzel günler çok uzak gelebilir belki ama, bunun bir nüvesini kendi eksenimizde yaşayabiliriz. En azından öncelikle sorumlu olduğumuz insanların vebalini üzerimizden atmaya muvaffak olabiliriz. Gerisi ve âkıbeti zaten bizi aşar. Biz sonuçtan değil, yaptıklarımızdan; takdirden değil, tedbirden sorumluyuz.Yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızdan (yapmamız gerekirken), söylediklerimiz kadar söylemediklerimizden de (söylememiz gerekirken)  sorulacağız.

 

O halde ellerimiz dönüyor, dillerimiz söylüyorken Feta medeniyetini ihya etmeye ne dersiniz?  

ihsan66@gmail.com




   Okunma :233


 Editör Giriş
  Editör Adınız :
  Şifreniz        :
Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodu Onay
            
   Şifremi Unuttum
   Editörlük için Basvuru Formu
 Panel

 Takvim
Anket

Site Tasarımını nasıl buluyorsunuz?

Toplam Oy : 72

Son Yorumlar  Puanlanan