| BİR MEDENİYET PROJESİ OLARAK FETA – 1
Menderes DAŞKIRAN
“Değer”siz Medeniyet veya “Değer”ler Medeniyeti
Bir gündemdir gidiyor. Toplantı toplantı üstüne, tartışma tartışma içinde. Fikirler, tezler, tüm iletişim imkanları aynı konuyu değişik yönleriyle işliyor. Temel esasta ise bir değişiklik yok: Medeniyetler çatışması veya medeniyetler ittifakı. Kötümser olanlar ve güçlülerin kötü olanları, ileride nemalanmayı düşündüklerinden olsa gerek medeniyetler çatışması üzerine tezler geliştiriyorlar. İyimser olanlar ve zayıfların iyi olanları da demokrasi, çoğulculuk, çok seslilik, insan hakları gibi argümanlardan hareketle medeniyetler ittifakını tez olarak savunuyorlar, bu ittifakın tahakkukunu arzuluyorlar bir bakıma. Ortak akıl noktasında buluşmanın insanlık onuruna uygunluğunu ifade ediyorlar her fırsatta.
Görünürde tarafları olan ve birbiri ile rekabet hali yaşayan farklı medeniyet oluşumlarının varlığını çağrıştırır nitelikteki bu gündemler aslında aynı şeye hizmet etmektedir. Bir başka deyişle farklı gibi gelen bu tezler sonuç itibarıyla hakim güçlerin gücünü besleyen can damarları özelliğini taşımaktadır.Bu durum Bir taraftan Küreselleşen bir medeniyetin ahtapot vari kollarının dünyanın dört bir bucağında kurduğu hakimiyetin görmezden gelinmesini sağladığı gibi bir taraftan da esaslı bir medeniyet tasavvurunun da önüne geçmeyi hedeflemektedir.
Bugünün dünyasında bir medeniyet vardır. Bu da en genel tabirle batı medeniyetidir. Onun dışında hayatiyetini devam ettiren bir başka medeniyet söz konusu değildir. Ürettiği imkanlarla kendini küreselleştiren bir özelliğin sahibi olan batı medeniyeti bir tarafta; onun dışındakiler ise A. Toynbee’nin sınıflandırmasına göre Herodionlar ve Zealotlardır. Ya da İbn - i Haldun’a göre taklit edilen galipler ve taklit eden mağluplar… Bunun sosyolojik tezahürü ise mağluplardaki aşırı kompleksler sonucu kendini yaşamın her alanında galiplere benzetmek ve bu yolla galiplerle yarış edilebileceğini hatta geçilebileceğini düşünmek.
Bu özelliklerin yanı sıra genel tezahürlerden bir kaçı da söyle sıralanabilir: Geçmişteki tekamül günlerinin dinamiğini sezemeden, yaşadığı zamana ve mekana kendi değerleri ile şekil verememesi veya “Güneşi ceketinin astarı altında kaybetmesi” beceriksizliği nedeni ile teslimiyetçi bir mantıkla batıda evrimleşerek zuhur eden medeniyeti tek model kabul etmek. Aslında bir tür “sapma” olan batı evrimleşmesini insanlığın tabii istikameti olarak görmek ve insanlıktan neleri götürdüğünü görmemek. Bir başka deyişle insanı nasıl gerilettiğini fark etmemek. Ya da bu durumu fark etmemek için batı medeniyetinin ürettiği teknolojinin rüşveti olan “konforu” kaybetmemek uğruna batı teknolojisine kendisini teslim etmek. Batı tarafından güdülenen tüketim yarışında öne geçme mücadelesini kazanan taraf olmayı istemek suretiyle bir medeniyet tasavvuru geliştirdiğini zannetmek. Galiplerin salık verdikleri yöntem ve metotları kendileri için ikbal görmek. Onbinlerce yıllık insanlık tarihini görmezlikten gelmek ya da hiç anlamamak ve cinnet halini de bir medeniyet tarafı olarak değerlendirmek.
Uzun yıllar boyunca dünya siyasetinde edilgen bir konumda olan Batı Medeniyeti; coğrafi keşifler sonrasında farklı bir konuma geldi. Reform, Rönesans ve aydınlanma dönemlerinde oluşturulan bilgi birikimi doğrultusunda bilimsel ve teknolojik gelişmeler hızlandı. Batı medeniyeti elde ettiği bilgileri kendi hedefleri paralelinde bir kalıba dökmeye çalıştı. Bunun sonucunda da kısa sürede dünyada yegane bakim güç haline geldi
Artık dünyadaki tüm insanların kullandığı ve kullanacağı her şey Batı'da üretilmeye başlamıştı. Batı sadece teknoloji üretmekle kalmadı. İnsanlığın o ana kadar elde ettiği tüm "değer"leri gözden düşürücü bir uygulama içine girdi Artık yeni değerleri de kendisi üretmeye başladı. Batıda üretilen en genel manadaki bu değer !daha doğrusu yargı:kadim değerlerin değersizliğini bilinçlerde bayraklaştırmaktı.Tam bu noktada ideolojiler imdadına yetişti.
İnsanlara genel bir hayat anlayışı kazandırmaya çalışan ideolojiler de yine Batı medeniyetinin kendine has koşulları çerçevesinde oluşmaya başladı. O dönemlerde yükselen değer olarak hepsinin bir şekilde kendisini bilimsellikle irtibatlandırması genel geçer bir tavır haline geldi. Böylece her ideoloji pozitif verilerden hareket ettiği zannıyla teorilerinin de birer pozitif gerçek olduğunu düşündü ve düşündürttü.
Her ideolog, sosyal olayların, tabiatını çözen bir bilim adamı olarak kendini gösterince; ideoloji mensupları da ideolojilerini birer dogma olarak kabul ettiler. Toplumlara “hakikatın kendisi olan" bu dogmalarla tanışması ve ona göre şekillenmesi onlar için yegane kurtarıcı yol olarak takdim edildi. Alternatifi olmadığı belirtiliyordu
İdeolojilerin meşruiyetlerinin sağlamlığına olan inançları, tartışma götürmeyecek kadar doğruları temsil ettikleri yargıları onlarda bir tür kompleks oluşturdu. Bu kompleks onlara yaptıkları her fiilin doğru olduğu zannını kazandırdı. Değil mi ki, onlar hakikatin ideolojileşmiş ifadesiydi; dolayısıyla yaptıkları her şey; netice itibariyle doğru ve haklıydı.
Belirtilen bu nitelikler ideolojilerin toplum hayatına hakim olabilmesi için her türlü faaliyetlerin önünü açmaya başladı. Özellikle kimi zamanlar şiddete dayalı olarak var olma mücadelesi genel karaktere dönüşmeye başladı. Ayrıca totaliter niteliği daha ön plana çıktı. Toplumdaki her türlü farklılığı kendi ideolojik yargılar çerçevesinde bir potada eritmeye çalıştılar. Toplumlar her konuda aynı şeyi düşünen, aynı şekilde yaşayan, aynı şekilde giyinen, gülen ve ağlayan insanlar kümesine dönüştürülmeye çalışıldı.
Engin tarihi birikimi, zengin ve çeşitli kültürel nitelikleri olan toplumlar çok kısa sürede "tek tip"leştirildi Tek tip standartlara uyum göstermeyen insanlar, her ideolojinin muhaliflerini yok etme amacıyla geliştirdiği dışlayıcı ve aforoz edici kavramların ve propagandalarının etkisine maruz kaldı.
“İnsan hiç bir şeydir” teziyle ortaçağda batıda oluşan medeniyet, insanlığı haçlı seferleri ile tanıştırıp; “İnsan her şeydir, her şeyin hakimidir” teziyle kendi içinde dönüşürken daha önceleri hakir bir varlık olarak görülen insanı reaksiyoner bir tavırla “üstün insan” statüsüne yerleştiriyordu. Ancak haçlı seferlerindeki reflekslerini yitirmeden. Hatta bunu bir gurur ve onur abidesi olarak kabullendiğini belirterek. Böylece “yeni üstün insan” önceki “hakir insan” paradigmasına sahip medeniyetten daha vahşi, daha hakir, daha kötülük telaffuzlarının yetersiz kaldığı uygulamalara imza attı. Her seferinde de kendisini haklı gösterecek propaganda alt yapısı ile zulümlerini tüm dünyaya alkışlattı, destekletti. Özellikle teknolojik gelişimi onun hakirliğinin önünde bir perde vazifesi gördü. Bu noktadan sonra kendilerinin dışındaki insanlar uzaya gönderdikleri mekiklerini gıptayla ve aşağılanma komplekslerini daha da artırarak seyrederken motor gürültüleri arasında Afrikanın, Asyanın ve dünyanın dört bir köşesindeki hakim batı medeniyetinin sultası altındaki coğrafyaların insanlarının zulüm ve işkenceden kıvranan bedenlerinden yükselttikleri çığlıkları duyamadılar. Diğer taraftan her türlü motorlu araçlarında kullandıkları sıvı yakıtların kanlı bileşimlerini de göremiyorlardı.
Tüm bu hünerlerin sahibi, temeli kan dökücülük olan ve sömürgeciliğe dayanan, bilimsel gelişmelere de bu anlamda hizmet vermesi için bir yön tayin eden batı medeniyeti her şeyde söz sahibi olarak kendini görmüştür ve kabul ettirmiştir. Piyango zengini bir şaşkının haleti ruhiyesi ile geliştirdiği teknoloji sayesinde insanlar üzerinde hükümran olmaya, adeta tanrılık yapmaya çalışmaktadır. Dağları delen makinelerinden uzayın derinliklerine gönderdiği mekiklerine kadar kendini zaman içerisinde artan bir ivme ile Tanrısal bir konuma çekmiştir. İnsan, tabiat ve Tanrı arasındaki anlamlı ilişkiyi bozarak kadim uygarlıklardan süzülen kültür ve medeniyeti bir çırpıda talan etmiştir. Bu talan süreci yoğun bir şekilde devam etmektedir. Böylece önüne çıkan tüm engelleri aşarak kendisini küreselleştiren batı medeniyeti konumunu muhafaza etme planlarına her gün bir yenisini eklemektedir.
Bu planların ortak hedefi ise insan, tabiat ve Tanrı bağlantısının kurulmasını kayıtsız şartsız engellemek. Kadim medeniyetlerin çocuklarının kendi medeniyetlerini güncelleştirmelerine yönelik çalışmalarını her halükarda baltalamak. Diğer taraftan onlara kendi medeniyet değerlerini taşımadan da kendileri kalmanın imkânını ifade etmek. Medeniyetler çatışması veya medeniyetler diyalogu gibi tezler üzerinden belirtilen bu konuları düşünmelerini sağlamak ve kelimenin tam anlamıyla “değer”siz medeniyetlerinin ömrünü muhtemel “değer”ler medeniyetine karşı biraz daha uzatmak.
İnsana neşelenme vaat ederek onu nesneleştiren hakim küreselleşmiş, kadim değerleri hiçe sayan değersiz medeniyette veya başka bir ifade ile “Ebu Cehillerin kıtalar dolaştığı” bir dünyada Tarih, değerler medeniyetinin yeniden inşasına çalışılmaması durumunda affedici olmayacağının sinyallerini enfüste ve afakta vermeye başlayacaktır. Başlamıştır.
Gün, yarından sonradan önceki gündür.
Gün, FETA günüdür. |